Ulus, Milliyetçilik ve Ulusal Kimlik Kavramları

Bu yazı 2009’da kaleme aldığım“Rus Ulusal Kimliği’nin Etkisi Altında Azerbaycan” adlı makalemin 1. bölümünden alınmıştır.

Ulus, Milliyetçilik ve Ulusal Kimlik Kavramları

Araştırmamızın ana konusu olan Rus ulusal kimliğini ve Azerbaycan üzerindeki etkilerini daha iyi çözümlemek adına birinci bölümde “ulus”, “milliyetçilik”, “ulusal kimlik” kavramlarına değinmekte ve Rus kimliğinin tarihsel gelişimini incelemekte büyük yarar vardır.

Her sosyal bilim disiplini için farklı şeyler ifade eden bu kavramlara uluslararası ilişkiler disiplini açısından yaklaşmak araştırmamızın devamı açısından daha sağlıklı olacaktır.

Tarihsel olarak incelediğimizde modern çağın bir ürünü olarak kabul edilen “ulus”, “ulusal kimlik”, ve “milliyetçilik” kavramları modern öncesi dönemlerle de ilişkilidir. Anthony D. Smith‘e göre, milliyetçilik “çağın ruhunun” bir parçası olduğu kadar, daha eski sembol ve fikirlerle de bağlantılıdır.1

Ulusun kurgulanmasında büyük bir paya sahip olan milliyetçilik, Gellner‘e göre mevcut kültürün gerisine gidip ondan bir ulus yaratma, geçmiş bir kültürü bugünden keşfetme ve kurma eylemidir.4 Ulus kavramı Fransız Devrimi’nden sonra ortaya çıktığı kabul edilen modern bir kavramdır. En geniş şekliyle ulus, “aynı ortak paydada buluşan, ortak geleneklere, ortak dile, ortak geçmişe ve ortak grup bilincine sahip en geniş toplumsal grup” şeklinde tanımlanabilir.2 Uluslaşma sürecinde halkın ulus olduğunu keşfedebilmesi amacıyla ulusal bilincin uyandırılması için ortak dil, din, tarih, kültür gibi öğelerden yararlanılır. Ulusal bilinci uyandırma görevini ise aydınlar, partiler, askeri ve dini kurumlar ve liderler üstlenir. Hobsbawm, ulusu yaratan bir süreç olarak geleneğin keşfinde ve keşfedilenin kitleselleştirilmesinde üç yöntemin önemini vurgular. Bunlar; devlet eliyle yürütülen merkezi ve yaygın eğitim, devlet ve toplumu bütünleştiren kitlesel törenler ve ulusal anıtlar etrafında örülen sembolik birliklerdir.3 Buradan da anlayabileceğimiz gibi ulus kendi kendine var olan bir oluşum değildir. Fakat ne kadar devlet ve milliyetçilik düşüncesini benimseyenler tarafından ortaya çıkarılmış olsa da ulus, kendini oluşturan halk çözümlenmeden anlaşılamaz.

Fransız Devrimi’nden sonra ortaya çıkan bu modern düşünce akımı, dört farklı süreç uygulayarak ulusu kurgular. İlk aşamada hayal ettiği ulusu modellemeye başlar. Daha sonra bu yeni modeli halka uygulayarak dönüştürme işlemini başlatır.5 Kendi tarafından kurgulanmış hayali bir kavram olan ulusa canlarını feda edecek kadar bağlanan bireylerin bu bağlılığı Anderson‘un ilgilendiği ve üzerinde durduğu bir konu olmuştur. Bir homojenleştirme çabası olan milliyetçilik, Jean Leca’ya göre üçe ayrılmakta ve bu siyasal rejimlere doğrudan etki etmektedir. İlk grupta yer alan İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri’nde milliyetçilik bireyci, çoğulcu ve evrenselci bir karakter gösterir. İkinci gruptaki Almanya ve Rusya’da ise etnik unsurlara dayanan kolektivist ve Batı’ya karşı ortak tepkiden doğmuş olan bir milliyetçilikle karşılaşırız. Üçüncü grup olarak nitelendirdiği Fransız milliyetçiliğinin ise daha melez bir milliyetçilik olup hem kolektivist hem de yurttaşlık temeline dayandığını belirtmektedir.6

Bu bilgiler ışığında ulusal kimlik kavramını inceleyecek olursak, kimliğin milliyetçilik ve devlet-birey ilişkilerinden etkilendiği kadar, bu kavramlara da etkide bulunduğunu görmekteyiz. Bu kavramı kesin bir şekilde tanımlamak ne kadar zor olsa da kısaca, bireye benlik duygusu kazandıran, kendini ve kendiyle ortak değerlere sahip bireyleri “biz”leştirip, diğer bireyleri “öteki”leştiren bir mekanizmadır diyebiliriz. Yani kimliğin, bireye ve bireyin kendini nasıl algıladığına ilişkin bir kavram olduğu söylenebilir. Bireyin kendini diğer insanlara göre tanımlandırması/konumlandırması nasıl bir kimlik üretiyorsa, ulusu da içerecek şekilde değişik grupların ‘kendi’ ve ‘öteki’ arasındaki ayrışması kolektif kimlikleri oluşturur9. Kimliğin oluşumu hem kapsayıcı hem dışlayıcı bir süreçtir. Bir yandan bize ait olan veya benzeyenlerin bir araya getirilmesini gerektirirken, diğer yandan bizden farklı olanların dışlanmasını öngörür. Anthony Smith ise milliyetçiliğe başka bir açıdan yaklaşarak, milliyetçiliği rasyonel ve kurumsal “Batı” modeli ile organik ve mistik “Doğu” modeli olmak üzere ikiye ayırmıştır.7 Batı ve Doğu ayrımının altında yatan neden ise Avrupa’da ulus-devletlerin oluşumu ile ilgilidir. Örneğin İngiltere ve Fransa gibi Batı Avrupa ülkelerinde ulus-devletler daha önce ortaya çıkmış, ardından “ortak kültürü paylaşma”, ortak yasalar tarafından yönetilme ve “toprak hukuku” esası çerçevesinde iradi katılımın ön plana çıktığı milliyetçilik ve yurttaşlık anlayışı geliştirilmiştir. Bu nedenle de Batı Avrupa’da devlet öncülüğünde kurgulanan sivil milliyetçilikte, yurttaşlık sosyal ve siyasi bir temele oturabilmiştir. Ulus-devlet oluşumunun geciktiği Orta ve Doğu Avrupa’da ve Asya ülkelerinde ise ulus-devlet kurmaya yönelen bir milliyetçilik söz konusu olmuş, kurgusal ulusa ideal bir anavatan yaratma hedefi ön plana geçmiştir. Doğu modelinin önde gelen temsilcisi kabul edilen Alman milliyetçiliğinde, Batı modeline ters bir şekilde toprak hukuku yerine yurttaşlık, “kan hukuku” çerçevesinde kurgulanmıştır.8 Alman milliyetçiliğinin, Alman ulus-devleti kurulmadan aşağı yukarı yarım asır önce şekillenmesi ve bu iki olgunun eş zamanlı olmaması dolayısıyla milliyetçilik siyasal değil, etnik ve kültürel referanslardan beslendiği için Alman milliyetçiliğinde ırkçı söylem güç kazanabilmiştir.

Kimliğin ötekinden hareketle tanımlanması bazen ulus-üstü kimliklendirmelerde de görülebilir.10 Buna verilebilecek en güzel örnek kültürel farklılıkların kesin çizgilerle belirlendiği Batı ve Doğu kimlikleri ayrımıdır. Buradan hareketle insanların çoğul kimlik karmaşası yaşadığını söyleyebiliriz. Bu durumu A. D. Smith, “insanlar zamana ve mekana bağlı olarak değişebilen kimliklere sahip olabilmektedir” düşüncesi ile açıklamıştır.11 Bu düşünceyi desteklemek amacıyla bir örnek verecek olursak bir birey kendini Kazakistan’da Kazak, Asya’da Türk, Avrupa’da ise Doğulu olarak niteleyebilmektedir.


Dip Notlar:

1) A. D. Smith, ‘Milliyetçilik ve Kültürel Kimlik’, (Milli Kimlik), Türkiye Günlüğü, Mart-Nisan 1998, s. 76.
2) Tayyar Arı, Uluslararası İlişkiler ve Dış Politika, 8. Baskı, Marmara Kitap Merkezi, Bursa, 2009, s. 51.
3) E. J. Hobsbawm, Nations and Nationalism Since 1780, Cambridge, Cambridge University Press, 1990, s.77-78
4) E. Gellner, Nations and Nationalism, Oxford, Oxford University Press, 1983, s. 48-49
5) Zeynep Dağı, Rusya’nın Dönüşümü: Kimlik, Milliyetçilik ve Dış Politika, İstanbul, Boyut Kitapları,2002, s.29
6) Ibid.
7) Ibid., s.36
8) O. Erözden, Ulus-Devlet, Ankara, Dost Kitabevi, 1997, s.10-12
9) Zeynep Dağı, Rusya’nın Dönüşümü…, op.cit., s.46
10) Ibid.
11) Ibid., s.47

Bir Cevap Yazın