Küresel Güçlerin Güney Kafkasya Politikaları

Küresel Güçlerin Güney Kafkasya Politikaları

Bu yazı 2013’de kaleme aldığım “Küresel Güçlerin Transkafkasya Politikaları ve Soğuk Savaş Sonrası Gelişen Çatışma Ortamı” adlı makalemin 2. bölümünden alınmıştır. Ayrıca Küsurat Dergisi 3. sayısında Dış Politika bölümünde yayınlanmıştır.

1. Giriş

Birinci bölümde bahsettiğimiz sebeplerden ötürü bölge üzerinde nüfuz etmek amacıyla küresel ve bölgesel güçler tarafından birçok proje ve politika geliştirildi. İnceleyeceğimiz Rusya, Amerika Birleşik Devletleri, İran, Çin, Avrupa Birliği ve Türkiye arasında şüphesiz en önemli olan bölgeye tüm ülkelerden daha yakın olan ve daha yakından tanıyan Rusya Federasyonu.

2. Rusya Federasyonu için Güney Kafkasya Neden Önemli?

Güney Kafkasya Rusya Federasyonu için hayati öneme sahiptir. Dışarıdan gelen müdahalelerde hiçbir şekilde taviz vermeyen Rusya Federasyonu bölgeyi Sovyetler Birliği’nden kalma bir alışkanlık olarak arka bahçesi olarak görmektedir. Sovyetler Birliği’nin ardılı olma durumu belirli alanlarda Rusya’nın Kafkasya politikalarında dezavantaja neden olsa da sağladığı avantajlar yanında dezavantajları çoğu zaman göz ardı edilebilecek kadar önemsizdir.

Rusya’nın avantajlarını sıralarsak her şeyden önce Rusya eski hâkimiyet dönemleri dolayısıyla bölgeyi rakiplerine oranla daha iyi tanımaktadır. Ayrıca Sovyet döneminde bölgeye yayılmış olan Rus diasporasını ihtiyaçlarına göre kolayca kullanabilmektedir. Sovyetler Birliği’nin “sert güç” olarak nitelendirilmesinin ana sebeplerinden olan güvenlik paktları, silah ticareti ve askeri üs bulundurma ayrıcalıkları gibi konularda da Sovyetler Birliği’nin varisi gibi hareket eden Rusya Federasyonu büyük oranda avantaj sağlamaktadır.[1] Öte yandan atlanılmaması gereken bir diğer konu ise her şeyden önce Rusçanın eğitimden ticarete pek çok alanda tek ortak dil özelliğini taşımasıdır.

Rusya’nın Güney Kafkasya çıkarlarını kategorilendirmemiz gerekirse birçok alt başlık arasından şu üçü Rusya’nın Kafkas politikasının şekillenme biçimini anlamamızda büyük oranda yeterli olacaktır.

2.1. Güvenlik Açısından Önemi

Rus güvenlik politikalarını tarihsel olarak incelediğimizde Ruslar için güvenlik ile tampon bölge oluşturmak neredeyse aynı kavramlardır. Yüzölçümü olarak dünyanın en büyük ülkesi olan Rusya Federasyonu Doğu’da Pasifik Okyanusu, Kuzey’de Kutup bölgesine kadar dayanmaktadır. Doğu-Batı derinliği çok fazla olan Rusya Federasyonu’nda Kuzey-Güney derinliği nispeten daha azdır güney sınırını koruyacak hiçbir engel bulunmamaktadır.[2]

Sovyetler Birliği’nin yıkılışı ile küresel çaptaki iddia ve etkinlikleri zayıflayan Rusya en azından güvenliğini sağlamak için kendi etki sahası olarak kabul ettiği bu bölgeye diğer dış güçlerin girmesini engellemek istemekte bu sebeple de güney hattının güvenliğini sağlamak amacıyla bölge içerisindeki Çin, Pakistan, Hindistan gibi devletlerle stratejik ortaklıklar kurmaktadır.

2.2. Jeopolitik Açıdan Önemi

Güney Kafkasya şüphesiz ki Rusya Federasyonu için en önemli bölgedir. Küresel hegemonik gücünü Soğuk Savaş sonrası kaybeden Rusya bu güce tekrar ulaşmak için bu bölgede nüfuz kurmak zorundadır. Çünkü Güney Kafkasya, Rusya-Orta Doğu, Rusya-Akdeniz, Rusya-Afrika güzergâhlarının tek geçiş noktasıdır.[3] Rusya’nın geleneksel jeopolitik reflekslerinin ilgi odağı olmaya devam eden Basra Körfezi, Orta Doğu ve Doğu Akdeniz’e müdahil olmanın ve dolayısıyla küresel güç olmanın ön koşulu Güney Kafkasya hâkimiyetinde yatmaktadır.

Dugin’e göre Güney Kafkasya, Rus jeopolitiğinin en kırılgan noktasıdır.[4] Rusya çıkarları gereğince sıcak denizlere ve XXI. Yüzyılın en önemli bölgelerinden biri olan Asya-Pasifik’e açılmasını sağlayacak olan Güney Kafkasya anahtarından asla vazgeçmemelidir.[5]

Güney Kafkasya’yı Rusya için önemli kılan nedenlerden biri de artan Amerikan nüfuzudur. Soğuk Savaş sonrasında batı kanadını tamamen kaybeden Rusya, güney hattını da kaybetmek istememektedir. Kafkasya ve Orta Asya’nın kaybedilmesi geleneksel sıcak denizlere inme politikasının sonunu getirecek ve tekrar küresel güç olmaya çalışan Rusya Federasyonu’nu bu amaçlarından tümüyle yoksun bırakacaktır.

2.3. Ekonomik Açıdan Önemi

Güvenlik ve jeopolitik çıkarları kadar baskın olmasa da ekonomik çıkarları da Rusya’nın bölgeye müdahil olma çabalarında önem arz etmektedir. SSCB döneminde karşılıklı bağımlılık esasına göre birbirini tamamlayacak şekilde yapılandırılan ekonomi, Rusya’yı Güney Kafkasya’ya bağımlı kılmaktadır. Rusya Federasyonu ihtiyacı olan petrol sondaj teçhizatının 2/3’ünü Azerbaycan’dan, askerî teçhizat üretiminin bazı unsurlarını Ermenistan’dan karşılamaktadır.[6]

Rusya’nın bölgeye müdahil olmak istemesinin ekonomik çıkarlarından bir diğeri de enerji eksenlidir. Bölgenin Hazar enerji rezervlerine sahip olması ve enerji kaynaklarının dünya piyasasına iletim yolları üzerinde bulunması bölgeyi Rusya için çekici kılmaktadır.[7] Enerji üretim devi olan Rusya bölgedeki enerji üretimini ve dünya piyasasına pazarlanışını kontrol altına alarak enerji sektöründeki yerini pekiştirmek istemektedir.

2.4. Rusya Federasyonu’nun Güney Kafkasya Politikaları

Rusya Federasyonu’nun dış politika algısını etkileyen en önemli faktörlerden birisi, soğuk savaş döneminde şekillenen “jeopolitik zihniyetidir”. Dış politikanın sıfır toplamlı olduğu düşüncesi Rusya’nın eski Sovyet alanını tamamıyla kendi münhasır etki alanı olarak görmesi ve dışarıdan gelen tüm girişimleri kendi ulusal çıkarlarına aykırı olarak görmesine sebep olmaktadır.[8]

Rusya Federasyonu’nun Güney Kafkasya bölgesindeki rolüne ve etkinliğine ilişkin iki önemli özellik ortaya çıkmaktadır. Birincisi, önemli stratejik bölgelerden olan Güney Kafkasya’daki tarihten gelen ve göreceli olarak devam eden liderlik pozisyonunu muhafaza etmek istemektedir. İkinci olarak da dünyanın önde gelen enerji üretici ve ihracatçısı bir ülke olarak, dünyanın önde gelen enerji tüketici ve ithalatçısı olan ABD ve Çin’in bölgedeki enerji kaynaklarına sahip olmasını ve bölgeye girişlerini engellemek istemektedir.[9] Rusya Federasyonu bu amaçlar doğrultusunda göreceli üstünlüğünü devam ettirme konusunda son derece kararlı davranmaktadır.

3. ABD’nin Güney Kafkasya Politikaları

Amerika bölgeye rakiplerine göre çok geç ulaştı. Güney Kafkasya 1991 yılına kadar Amerika için bir tehdit unsuru iken Sovyetlerin yıkılması ile birlikte yeni bir potansiyel stratejik nüfuz alanı ortaya çıkmış oldu. Bu bağlamda Amerika’nın Kafkasya politikalarını iki unsur üzerinden inceleyebiliriz. Öncelikli olarak ABD ulusal çıkarlarının maksimize edilmesi, sonrasında bölgede oluşan otorite boşluğunun uluslararası sistemin istikrarı açısından yol açabileceği risklerin giderilmesidir.

Amerika’nın bölgeye ilgi duyması tam anlamıyla 11 Eylül 2001 yılında yaşadığı terör saldırıları sonrası gerçekleşti diyebiliriz.[10] 1991-2001 yılları arasında bölgeyi Rusya Federasyonu’nun arka bahçesi olarak görmekte olan Amerika, bölgeye nüfuz etme yönünde çok fazla politika geliştirmemiştir. Yaşadığı terör saldırılarından sonra ise yükselen Radikal İslam’ı engellemek ve yeni enerji kaynağı alternatifleri oluşturmak için ilgisini Kafkasya’ya yoğunlaştırmaya başlamıştır.[11]

Amerika’nın bölgedeki çıkarlarını sıralayacak olursak;

  • Bölgedeki zengin petrol ve doğalgaz rezervlerini kontrol altına almak
  • Yükselen Radikal İslam’ı etkisiz hale getirmek
  • Büyük Orta Doğu Projesini desteklemek
  • İran’ı çevrelemek
  • Rusya’nın nüfuzunu kırarak hegemon güç olmasını engellemek.

Amerika Karadeniz’i Ortadoğu’nun kalbine açılan bir pencere olarak görmektedir.[12] Son dönemlerde Amerika’nın Türkiye ile yaşadığı problemler ve Ukrayna ile ilgili şüpheleri Amerika’yı Karadeniz’de yeni en güvenilir müttefik arayışına sokmuştur. Bu durumda şüphesiz ki batı yanlısı politikaları ile Rusya’yı tamamen karşısına almış Gürcistan-Amerika ilişkilerinin ve batı dünyasına entegre olma fikrini taşıyan Azerbaycan-Amerika ilişkilerinin önemi artmıştır. [13]

Eski Sovyet alanında uyguladığı yöntemler değerlendirildiğinde ise, ABD’nin genel yaklaşımının Çin ve Rusya’dan çok farklı olduğu görülmektedir. Çoğunlukla “demokrasi” ve “insan hakları” vurgusu yapan ABD, bölgedeki otoriter rejimlere daha az toleranslı davranarak izlediği yöntem bakımından Rusya ve Çin’den ayrılmaktadır.[14]

4. İran’ın Güney Kafkasya Politikaları

Sovyetler Birliği’nin dağılması ile değişen uluslararası sistem SSCB’nin sınır komşusu İran’ı da derinden etkilemiştir. Eski nüfuz bölgesi olan Güney Kafkasya’da meydana gelen otorite boşluğu İran’ı harekete geçirmiştir. Bu noktada İran’ın fırsat olarak gördüğü nokta çoğunluğu Şiî bir toplumdan oluşan Azerbaycan ile olan sınırıdır.[15]

İran’daki batı düşmanı rejim, Amerika tarafından 12 Eylül olaylarından sonra sırasıyla Afganistan ve Irak sınırlarından çevrelenmeye başlayınca İran’ın bu çevreleme politikasını kırıp dış dünyaya açılabilmesi sadece Transkafkasya bölgesine bağlı olmaya başladı. İran’ın Transkafkasya’ya yönelik en büyük tedirginliği ülke nüfusunun yaklaşık yüzde 24’ünü oluşturan Azerbaycan Türkü nüfusudur.[16] Ülkesinin kuzey kesiminin Azerbaycan ile birleşmesi fikri doğal olarak İran’ın Azerbaycan’ı tehdit olarak algılamasına başlamış ve bu ortak tehdit algısı İran ile Ermenistan ilişkilerinin çok ileri seviyelere taşınmasına neden olmuştur.[17]  İran’da Azerbaycan’dakinden iki kat daha fazla Azerbaycan Türkü’nün yaşaması ve Elçibey döneminde ortaya atılan “Bütöv Azerbaycan/Vahit Azerbaycan” politikası iki ülke arasındaki ilişkilerin gerilmesine sebep olmuştur. Tahran rejiminin bu noktada en güçlü silahı dini propagandadır ve Azerbaycan’daki Şiî fanatizmini alevlendirerek teokratik bir rejimin oluşmasını istemektedir.[18] Dağlık Karabağ sorununda ise tarafsız gibi görünen fakat Ermenistan’a meyleden İran, Bakü’yü ihtiyatlı bir politika izlemeye meyletmektedir.

5. Çin’in Güney Kafkasya Politikaları

Son dönemde yaptığı ekonomik atılımlarla küresel güç olma yolunda emin adımlarla ilerleyen Çin’in, asıl ilgi duyduğu bölge Orta Asya olmasına rağmen 12 Eylül sonrasında Amerika’nın Irak ve Afganistan işgali Çin üzerinde tedirginlik yaratmış ve Çin, Güney Kafkasya’ya yönelen Amerika’nın bölgede etkin güç olması engellenerek Orta Asya üzerinde Rusya dışında yeni bir rakibin ortaya çıkmasının önüne geçmek istemektedir.[19]

Çin’in Kafkasya politikasını şekillendiren iki unsur vardır. Birincisi Amerika’nın bölgede nüfuz oluşturmasını engellemek, ikincisi büyük ölçüde dışa bağımlı olunan enerji konusunda yeni alternatifler yaratmaktır.

Pekin açısından Transkafkasya ile ilişkilerin geliştirilmesi aşağıdaki sebeplerden dolayı önemlidir:[20]

  • Çin, Sovyetler Birliği’nin çöküşü ile bölgede oluşan her alandaki otorite boşluğunun Amerika tarafından doldurulmasından rahatsızdır.
  • Bölge ile ilişkilerini üçüncü ülkelerle ilişkilerinde pazarlık aracı olarak kullanmak istemektedir.
  • Küresel güç olma yolunda yeni bir pazara ve ekonomik çıkar alanına sahip olmak amacını taşımaktadır.
  • Her yıl gittikçe artan enerji açığını kapatmak için bölgedeki enerji rezervlerine ihtiyaç duymaktadırlar.
  • Bölgeyi Batı’ya giden alternatif bir yol olarak görmektedirler.

Çin bu sebeplerden ötürü bölgeye hâkim olmak istemektedir fakat Amerika ile tek başına mücadele edemeyeceğinin de farkında olduğu için benzer çıkarlara sahip olan Rusya ile işbirliğine girmektedir.

6. Avrupa Birliği’nin Güney Kafkasya Politikaları

Avrupa Birliği Sovyetler Birliği’nin yıkılması ile birlikte genişleme sürecine girdi. SSCB’den arda kalan güç boşluklarını siyasi olarak AB ile askeri olarak NATO ile doldurmaya başlamıştır. AB’nin 1999 yılına kadar bölgeye dair herhangi bir politikası olmamıştır. AB ile Güney Kafkasya arasındaki ilişkiler TACIS (BDT Ülkelerine Yönelik Teknik Yardım Programı) ile başlamıştır denilebilir.[21] TACIS programı çerçevesinde Güney Kafkasya ülkelerine mali yardımlar yapılmıştır.  “Daha Geniş Avrupa” kapsamında AB Komşuluk Politikasına Transkafkasya’nın dâhil edilmesi güvenlik açısından Transkafkasya’nın AB için ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.[22]

Şüphesiz ki AB Kafkas politikalarında önemli belirleyici faktörlerden biri de enerjidir. Avrupa Birliği enerji ihtiyacının büyük bir kısmını Rusya üzerinden karşılamaktadır. Rusya bağımlı olmanın sıkıntısını yakın zamanda Rusya-Ukrayna sıkıntısında doğalgaz kesintisiyle yaşayan AB Rusya alternatif enerji kaynakları düşünmektedir. Bu kapsamda Güney Kafkasya çıkışlı boru hattı projeler AB için büyük önem arz etmektedir.

7. Türkiye’nin Güney Kafkasya Politikaları

Türkiye Soğuk Savaş boyunca Kafkasya bölgesi yokmuş gibi hareket etmiş 1991’den itibaren ilk dönemde ise sadece Türk Dünyası temelinde politikalar üretmiştir. İlerleyen süreçte ise farklı roller üstlenen bir aktör modeline bürünmüştür. Türkiye Kafkaslarda hem ABD müttefiki, hem NATO üyesi hem de başlı başına bir aktör olmuştur.[23] Türkiye’nin bölgeye yönelik icraat ve politikaları şu şekildedir:[24]

  • Türkiye bölgeye yönelik politikalarına kurumsal bir boyut kazandırmak için Türk İşbirliği ve Kalkınma Ajansı’nı (TİKA) kurdu.
  • Türkiye’nin çabaları ile yeni kurulan Türki devletler uluslararası kuruluşlara üye olmuşlardır.
  • Yine bu çerçevede Türkiye’nin girişimleri ile Karadeniz Ekonomi İşbirliği Teşkilatı kurulmuş ve Transkafkasya ülkeleri de dâhil edilmişlerdir.
  • İlk kez 1992 olmak üzere 1996 yılına kadar beş kez Türk liderleri zirvesi yapılmıştır.
  • Türkiye, bölgeye yayın yapan TRT Avrasya kanalını kurmuştur.
  • Türki cumhuriyetlerden gelen 10.000 öğrenciye öğrenim imkânı sağlamıştır.
  • Türkiye bu ülkelere krediler vererek ekonomilerini geliştirmelerine yardımcı olmuştur.


 

Dip Notlar:

[1] Esra Hatipoğlu, Güney Kafkasya ve Orta Asya’da “Büyük Güçler” Arasındaki Oyun: Bölgesel Örgüt ve Oluşumların Rolü, Orta Asya ve Kafkasya’da Güç Politikası (der. M. Turgut Demirtepe), Ankara, USAK Yayınları, 2008, s. 3.
[2] Ahmet Sapmaz, op. cit.  s. 34.
[3] Ibid. S. 36.
[4] Aleksandr Dugin, Rus Jeopolitiği: Avrasyacı Yaklaşım, Çev: Vügar İmanov, İstanbul, Küre, 2003, s. 177-178.
[5] Ibid.
[6] Ahmet Sapmaz, op.cit. s.38.
[7] Ibid.
[8] Esra Hatipoğlu, op.cit. s. 5.
[9] Ibid. s.6.
[10] Ahmet Sapmaz, op.cit. s.206.
[11] Esra Hatipoğlu, op.cit. s.10.
[12] Ibid.
[13] Ibid.
[14] Ibid. s.10-11.
[15] Ahmet Sapmaz, op.cit. s.227.
[16] Ibid. s.228.
[17] Ibid.
[18] Ibid. s.229.
[19] Esra Hatipoğlu, op.cit. s.10.
[20] Ahmet Sapmaz, op.cit. s.238.
[21] Ibid. s.220.
[22] Ibid.
[23] Ibid. s. 243.
[24] Ibid. s.244.

Bir Cevap Yazın