Kırım’ın İlhakında Putin’in Rolü

Bu yazı Küsurat Dergisi 3. Sayısının(Şubat 2014) Dış Politika bölümünde yayınlanmıştır.

Kırım’ın İlhakında Putin’in Rolü

II. Soğuk Savaş Kapıda

Kırım’da yaşanan gelişmelerle birlikte Rusya Federasyonu Başbakan Yardımcısı Dmitriy Rogozin “Umarım bugün temel öneme sahip bir gün olacak. Rusya bugün ilk kez tek kutuplu dünyanın sonunun geldiğini duyurdu. Üzerine büyük bir sorumluluk aldı” şeklinde bir açıklama yaptı. Rusya, Amerika ile ekonomik, siyasi ve askeri güç açısından boy ölçüşemeyecek durumda olsa bile, Sovyetler Birliği’nin yıkılmasıyla sona eren soğuk savaş döneminin ardından yaşanan tek kutuplu ve Amerika merkezli uluslararası sistemin sarsılmaya başladığı su götürmez bir gerçek. Peki, Rusya’nın aktörü olduğu bu gövde gösterisinin arkasında gerçek bir güç mü var yoksa bu gücün kaynağı tüm dünyanın dikkatle izlediği karizmatik lider tanımının tam karşılığı olarak görülen Vladimir Putin ve hükümeti mi?

Ukrayna’da yaşanan gelişmeler ve Kırım’ın Rusya’ya bağlanmasıyla devam eden süreci iyi algılamak için Putin’in Rusya’sını iyi algılamak gerekmektedir.

21. Yüzyıl’ın Başı, Putin’in Rusya’sı

2000 yılında Boris Yeltsin’in istifasından sonra devlet başkanlığına gelen Putin o günlerde hem küresel güç Amerika hem de diğer uluslararası aktörler için çok fazla şey ifade ediyordu. Putin karakteristik duruşunun ve eski KGB geçmişinin tersine çatışmacı söylemlerden uzak, batı ile belirli konularda ortaklıklar kurulabileceğini düşünmekteydi.

Putin ve Barroso
Vladimir Putin ve Avrupa Komisyonu Başkanı José Manuel Barroso [2009]

Putin bu yöndeki ilk hamlesini 11 Eylül saldırılarından sonra yaptı. Afganistan’a müdahale etmeye hazırlanan Amerika’nın eski bir Sovyet ülkesi olan Özbekistan’da askeri üs kurması için izin verdi. Kimi çevrelerce bu olay Soğuk Savaş’ın bittiğinin en büyük göstergesiydi. Amerika için çok önemli olan bu hamle, Bush yönetimi tarafından Amerika’nın mutlak gücünün Rusya tarafından kabul görmesi olarak algılandı ve bu durumdan faydalanmak için mi yoksa çözümlemekte zorlandıkları Putin’in kırmızı çizgilerini belirlemek için midir bilinmez, uluslararası arenada Rusya’nın üzerine daha fazla oynayan, sınırları zorlayan politikalar izlemeye başladılar. İran’dan korunmak adına, Polonya ve Çek Cumhuriyeti’ne füze kalkanı yerleştirmek isteyen Amerika, Rusya’nın nükleer gücünü yarıya yarıya azaltacak olan bu proje karşısında karşılıklı ortaklık dışında hiçbir çözüme yanaşmayan sert mizaçlı Putin ile karşılaştı. Fakat Putin’i bugünkü sert politikalara yönelten asıl sebep Batı’nın sürekli olarak eski Sovyet ülkelerine müdahale etme çabası oldu. Rus uzmanlara göre Batı, Arap coğrafyasında kullandığı yeni sosyolojik silahının provasını eski Sovyet ülkelerinde yapmıştı.

Batı’nın Yeni Silahı: Halk Hareketleri

1999 yılında Ukrayna’da ikinci kez cumhurbaşkanı seçilen Leonid Kuchma dış politikada Rusya yanlısı politikaları, iç politikada ise hakkında çıkan yolsuzluk haberleri ve faili meçhul cinayetler sebebiyle batı tarafından sevilmeyen bir liderdi.

Kuchma 2004 seçimleri yaklaşırken ciddi bir muhalefetle karşılaştı. Liderliğini Yuschenko’nun yaptığı ve anti-Kuchma temelinde birleşen birçok farklı gruptan oluşan muhalefet karşısında Kuchma, Rusya’dan yardım istemek zorunda kaldı.  Halk nezdinde itibarsızlaşan Kuchma’nın yerine yine Kuchma’nın önerisi ile Yanukoviç aday gösterildi. Yuschenko ve Yanukoviç nezdinde, Batı ile Rusya arasındaki savaşın sonu Putin için yenilgiyle sonuçlandı. Sandıktan Yanukoviç’in çıkması ile birlikte, seçimlere hile karıştırıldığı iddiası üzerine ayaklanan halk seçimleri geçersiz kıldırdı ve sonrasında Yushcenko’nun cumhurbaşkanı seçilmesi ile birlikte “Turuncu Devrim” olarak bildiğimiz olay tamamlanmış oldu. Bir sonraki seçimlerde halk bu sefer Yanukoviç’i seçecek ve geçtiğimiz günlerde aynı halk Yanukoviç’i koltuğundan edecekti.

Turuncu Devrim ile aynı dönemde Gürcistan’da da benzer bir yönetim değişikliği yaşanmıştı. Saakaşvili önderliğindeki muhalif kesim 2003 seçimlerine hile karıştırıldığını iddia ederek Şevardnadze yönetimine karşı ayaklandılar. Rusya Dışişleri Bakanı Ivanov’un arabuluculuğu ile taraflar arasında yapılan anlaşma Şevardnadze tarafından bozulunca “Gül Devrimi” kaçınılmaz oldu. Saakaşvili’nin yemin töreninde Ivanov’un önünde göndere çekilen AB bayrağı, çalınan AB marşı ve ABD tarafından eğitilen Gürcü askerlerin tıpkı ABD askeri törenlerini anımsatan korteji Rusya’nın dış politika eksenini saldırganlığa yönelten en önemli olaylardan biriydi. Bu gelişmelerin ardından Putin’in kararlılığını gösterdiği ve Batı’ya karşı kendini ispatladığı 2008 Gürcistan-Güney Osetya savaşı(Bkz. Güney Kafkasya’daki Çatışmalar) patlak verdi ve Putin gücünü ispatlama şansı buldu.

Kırım, Adım Adım Ukrayna’dan Kopuyor

Yazının önceki bölümünde de bahsettiğimiz gibi Turuncu Devrim ile Ukrayna’da iktidara Yuschenko gelmişti. Yuschenko’nun iktidara gelişi Putin yönetimi tarafından beklenenden daha sakin karşılandı. Bir süre sessiz kalan Rus hükümetinin istediği 2010 seçimlerinde gerçekleşecekti. Zaman içerisinde halkın desteğini kaybeden Yuschenko yerini eski rakibi, Rus yanlısı politikalar yürüten Yanukoviç’e bıraktı ve Ukrayna ile Kırım’ı birbirinden ayıran sürece girilmiş oldu.

Yanukoviç 2013 yılının sonlarına doğru, kendisini koltuğundan edecek bir karara imza attı. AB ile Ukrayna arasında uzun süredir devam eden uyum sürecine yönelik müzakerelere rağmen AB ile ortaklık anlaşmasını, taleplerinin yerine getirilmediğini gerekçe göstererek imzalamayı reddetti ve Rusya ile ekonomik yardımı da öngören bir paket üzerine anlaştı.

Bu gelişme karşısında özellikle Ukrayna’nın batısında yaşayan kesim protestolara başladı. Zamanla büyüyen protestolar ve dökülen kanlar sonucu Yanukoviç muhalefetle anlaşma yoluna gitse de, gittikçe güçlenen muhalefet Yanukoviç’i devirmeyi tercih etti.

Peki, Kim Bu Muhalefet?

İlk başta AB üyeliğini savunan kişilerce başlamış olan protestolar birden Rusya karşıtı bir harekete dönüştü. Rus düşmanlığı güden sağ grupların da katılımıyla iyice saldırganlığa yönelen hareketin içerisinde çok farklı gruplar bulunmakta. Muhalif Udar (Yumruk) Hareketi, Arseniy Yatsenyuk’un Anavatan Partisi, aşırı sağcı Svoboda, Bratstvo ve Sağ Sektör hareketleri protestocuların önemli bir kısmını oluşturuyor.

Bu muhalif hareketin iki önemli problemi var. Birincisi bir liderlerinin olmayışı, ikincisi ise tam olarak halk hareketi olup olmadığının kestirilemeyişi. Çünkü Yanukoviç’in Rusça konuşan bölgelerde, Ukrayna’nın doğusunda ciddi bir desteğe sahip olduğu, hatta muhalif harekete karşı Yanukoviç’e destek protestoları yapıldığı su götürmez bir gerçek. İşte Kırım’ı Ukrayna’dan koparan sürecin ana sebebi de muhalefette bulunan yukarıda belirttiğimiz ikinci problem. Zira Yanukoviç gittikten sonra yerine kurulan Rusya karşıtı geçici hükümet ülkenin doğusunda huzursuzluk yaratmış ve özerk olan Kırım’ın bağımsızlık talebi, olayları farklı bir boyuta taşımıştır.

Kırım’ın Bağımsızlığı

Olayların tam olarak Putin’in büyük önem verdiği ve yıllardır hazırlıkları devam eden Soçi Kış Olimpiyatları’na denk gelişi ve Rusya’nın olayları müdahil olmadan takip etme politikası Putin hükümetinin sessiz kalmasına yol açtı. Bu sayede kısa sürede amacına ulaşan muhalif hareket, sonrasında başa geçen Rus karşıtı geçici hükümet ve bu muhalif hareket içerisindeki sağ örgütler ülkenin Rus kökenli tabanında huzursuzluklara yol açtı. Bunun en önemli sonucu da şüphesiz Kırım’ın bağımsızlık arayışı oldu. Olimpiyatların bitişi ile birlikte, çoğunluğu Ruslardan oluşan Kırım’ın ilhakına meşru bir zemin hazırlamak için referandum yapıldı ve Kırım son süreçte Ukrayna askeri üslerinin ele geçirilmesi ile birlikte Rusya’ya bağlanmış oldu. Bu beklenmedik hareketle Batılı rakiplerini köşeye sıkıştıran Putin’in tabiri caizse şah-mat yapıp yapmadığı ilerleyen günlerde ortaya çıkacak.

Kırım Putin İçin Ne İfade Ediyor?

Kırım coğrafik konumu itibariyle tartışmasız Rusya için büyük önem arz ediyor. Askeri ve stratejik öneminin yanında siyasi alanda da Kırım Putin için büyük öneme sahip. Peki, Kırım’ın Putin için siyasi önemi nedir?

  • SSCB döneminde Kırım’ı Ukrayna’ya hediye eden, ileriyi göremeyen liderler tarafından yapılmış tarihi ve stratejik hatanın telafisidir.
  • Kırım’ın alınışı Rusya ve Batı arasında tampon bölge olan, çok uzun zamandır Rus egemenliğini doğrudan veya dolaylı olarak tatmış olan Ukrayna’nın cezalandırılmasıdır.
  • Yıllardır bölgedeki Rus nüfuzunu silmeye çalışan batılı ülkeleri ikaz biçimidir.
  • Her konuda çizgiyi aşan batılı ülkelere verilen gözdağıdır.
  • Batılı ülkelerin eski Sovyet ülkelerine demokrasi getirme adı altında nüfuz etme çabalarının tökezlediğinin ispatıdır.
  • Sovyetlerin yıkılmasıyla meydanı boş bulan ABD’nin, artık oyunun kurallarını belirleyen tek aktör olmadığının dünyaya duyurulmasıdır.
  • En önemlisi de tek kutuplu sistemin çöktüğünün ve Rusya’nın ikinci küresel güç olarak uluslararası sistemde kendine yer bulduğunun apaçık delilidir.
  • Batı ile girilen güç rekabetinde hep savunma pozisyonunda kalan Rusya Federasyonu’nun hücuma yönelişinin ilk adımıdır (Kırım’dan sonra Alaska ile ilgili de açıklamalarda bulunan Putin hükümeti yayılmacı bir politika izliyor görüntüsü vermekte, ayrıca Kırım’ın ilhakını Avrupa’daki ayrılıkçı özerk bölgeler için emsal göstererek Batı’yı kendi iç sorunlarına hapsetmeye çalışmaktadır).

Putin için yukarıda da görüldüğü gibi çok derin manalar içeren Kırım’ın ilhakı Batı tarafından sadece saldırgan Rus politikasının sonucu olarak algılanmaktadır. Özellikle Amerika tarafından fazlasıyla küçümsenen bu olay,  Batı diplomasisinin gerçekleştirdiği en büyük hatalardan biri olacaktır. Yıllardır Batı tarafından kışkırtılan Putin’in bu çıkışını basit bir olay olarak algılamak ciddi sorunları da beraberinde getirir. Batın’ın aldığı yaptırım kararlarının muhatabı olan Rus hükümetinin bu kararları önemsemeyişi hatta takındıkları alaycı tavır, Putin’in kararlılığını açık bir şekilde gösteriyor.

Putin’in mikro düzeyde bir sonraki hamlesinin ne olacağını kestirmek zor, fakat makro düzeyde Batı’nın üzerine gitmeye devam edeceği kesin. Bizi asıl ilgilendiren soru ise şu: ABD’nin karşısında yükselen siyasi güç Putin mi yoksa Rusya Federasyonu mu? Eğer bu güç Putin’den kaynaklanıyorsa Putin’in iktidarı terk edişi ile birlikte ABD dünyaya tek başına yön vermeye devam edecek. Eğer bu güç Rusya Federasyonu’nun gücü ise ilerleyen tarihlerde 2014 yılı yeni bir uluslararası sistemin başlangıcı kabul edilebilir.

Bir Cevap Yazın